Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

“Ben hep belgesel izliyorum, diziymiş filmmiş işim olmaz!” diyenlerin bile gözünden kaçan, izleyenin üstünde etkisini yıllar boyu sürdürebilen belgeseller var.
Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!
  • 16.10.2016 / 19:38

1- THE THIN BLUE LINE

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Sene 1976, yer Dallas… Randall Adams, bir polis memurunu öldürmek suçundan tutuklanır. Olayların devamında idam kararı alınır. Errol Morris’in davayı incelemesi ve hakkında bir film çekme kararı almasıyla davanın seyri tamamen değişir. Belgeseltarihine damga vuran bu yapım seyircinin olayı farklı bir şekilde görmesini ve röportajlarıyla davanın yeniden ele alınmasını sağlar. Sonuç olarak Randall Adams idam edilmekten kurtulur fakat bu süreçte yaşanılan olaylar, sorgu süreçleri ve gazetelerin yaptığı haberler tarihin sayfalarında önemli yer kaplar. IMDb puanı 8.1 olan bu belgeseli özellikle suç, psikoloji ve sosyoloji konularına ilginiz varsa izlemenizi öneririz.

 

2- WE LIVE IN PUBLIC

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Sosyal medya hayatlarımızı ne kadar çok etkiliyor değil mi? Tatile gitmek bile artık rahatlamak için değil, gittiğimizi gösterebilmek için… Daha zengin olmak, daha havalı olmak, daha popüler olmak, daha komik ya da daha zeki olduğunu göstermek için o paylaşımların hepsi çok önemli. Belgeselin mottolarından biri olan “Senin hayatını göstere göstere sana satıyorum!” cümlesinden de yola çıkacak olursak 2000’li yıllarındna başından beri hayatımızı nasıl internete göre yaşadığımızı anlatan belgesel“Ben neler yapıyorum, ne yapmışım?” sorusunu sordurabilir. IMDb puanı 7.2, yönetmeni ve yazarı Ondi Timoner ise kesinlikle izleme listesine alınmalı! 

 

3- CAPTURING THE FRIEDMANS

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

İzledikten sonra “Aile” kavramı hakkında bildiğiniz her şeyi tek tek sorgulamaya hazır mısınız? Capturing the Friedmans, yaklaşık 150 tane çocuğu taciz eden ve dışarıdan muhteşem bir aile babası izlenimi veren Arnold Friedman’in ve çocuklarının hikayesini anlatıyor. Belgeseli izlerken her sahnede başka bir ruh haline giriyorsunuz, başka bir şeyler olmasını bekliyorsunuz ama son sahnede çocukların babaları hakkında söyledikleri şeyler sizi hiç beklemediğiniz bir yerden vuruyor. Hatta şöyle bir şey söylemek fazlasıyla mümkün, iki-üç gün boyunca izlediğiniz şeyin etkisinden çıkamayabilirsiniz. IMDb puanı 7.8 olan belgesel bozuk bir aile düzenini, anlatabileceği en derli toplu haliyle, anlatıyor. Belgeselin yönetmeni Andrew Jarecki’nin The Jinx: The Life and Deaths of Robert Durst isimli belgesel-dramasını da mutlaka izlemelisiniz. 

 

4- SHOAH

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

On iki seneye yakın bir sürede tamamlanan, on saat süren ve izlediğiniz her sahnenin sizi etkisi altına almasına kesin gözüyle baktığımız bir belgesel Shoah… İkinci DünyaSavaşı sırasında gerçekleşen Yahudi soykırımını anlatan belgesel, yaşananların nefesini adeta omzunuzun üzerinde bir yerde hissetmenize neden oluyor. SS Subayı Franz Suchomel’in söylediği “Bir yalanı yeterince tekrarlarsanız, ona inanmaya başlarsınız!” cümlesi kafanızda dönüp durmaya başlıyor. Savaşın çarpıcı hatıralarını ve yaşananları iki taraftan dinleyince yaşanan o korkuyu ve şiddeti sadece müzikle bile hissediyorsunuz. IMDb puanu 8.3 olan belgeseli, İkinci Dünya Savaşı’na ve tarihe ilginiz varsa kesinlikle izlemenizi öneriyoruz.

 

5- DARK DAYS

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Filmlerde görüp “Amerika’da ne kadar çok evsiz var!” dediğiniz zamanları hatırladınız mı? New York’ta yaşayan evsizlerin hayatını anlatan belgesel; metro hattında yaşayan evsizlerin, sokaklarda kalan genç insanların hayatını anlatıyor. Kimisi çocukluğunda yaşadığı şiddetten, kimisi babasının onu evden attığından, kimisi uyuşturucu probleminden bahsediyor. Bir kısmı da günümüz toplumuna uyum sağlayamadığını ve onu evsiz yapanın bu olduğunu söylüyor. Sokakta olmaları bir hayatları olmasını engellemiyor; hayvanları, yemek kapları, kitapları, dergileri ve kişisel eşyaları var. IMDb puanı 7.8 olan belgesel her yönüyle ile çok etkileyici hayat hikayeleri anlatıyor.

 

6- CAPITALISM: A LOVE STORY

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Belgeselleri ile sinema ve televizyon ekranına damga vuran Michael Moore’un, 'parayla olan kişisel ilişkimize' mercek tutan başka bir işi… Ekonomik krizin Amerika’yı ve insanları ve hatta dünyayı nasıl etkilediğini anlatan belgesel, para ve kurumlar arasındaki ilişkiyi de ince ince irdeliyor. Bankaların 2000’li yıllar sonrasında krizler hakkında aldığı kararların nelere yol açtığını ve nasıl yeni trendler doğurduğunu da gösteriyor. Amerikan halkının olan olaylara nasıl tepki verdiğini de bütün çıplaklığı ile görebilirsiniz. IMDb puanı 7.4 olan belgesel kesinlikle izlenmeli.

 

7- A BRIEF HISTORY OF TIME 

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

“Zamanın Kısa Tarihi” olarak bildiğimiz, Stephen Hawking’in hem bilim, hem belgesel tarihine damga vurmuş eseri… Fizik, uzay, zaman, bilinmezlik ve evren hakkında okuyanın aklında her soruyu tek tek ve narince cevaplayan A Brief History of Time, yediden yetmişe herkesin izleyebileceği türden bir belgesel. Özellikle ortaokul ya da lise çağlarındaki kardeşiniz-kuzeniniz-çocuğunuz ya da fiziğe merakı olup her şeyi öğrenmek isteyen bir arkadaşınızla izlerseniz çok daha akılda kalıcı olacağını düşünüyoruz. IMDb notu 7.4 ama siz notuna bakmayın. Her dakikasıyla bize bir şeyler öğreten bu belgeseli mutlaka izleyin.

 

8- ALL WATCHED OVER BY MACHINES OF LOVING GRACE

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Fight Club’da Chuck Palahniuk demişti “Sahip olduğun şeyler gün gelip sana sahip olmaya başlar”. Bu cümleyi mutlaka bir yerlerden duymuşsunuzdur, hatırlıyorsunuzdur. “Kendi yarattığımız makinalar bize sahip olmaya başladılar mı?” sorusuna cevap arayan ve kendince çok sağlam cevaplar veren All Watched Over by Machines of Loving Grace, üç bölümlük şahane bir mini belgesel. Cem Yılmaz’ın bir gösterisinde söylediği gibi “Telefonuna beş dakika dokunamayan çıldırıyor!” cümlesinin haklı olup olmadığının cevabını IMDb puanı 8.4 olan bu belgeselle alabilirsiniz.

 

9- ENRON: THE SMARTEST GUYS IN THE ROOM 

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Tüm zamanların en büyük ekonomik skandallarından birini suçlu ve suçsuz görünen her iki tarafın da anlatımıyla izlemeye ne dersiniz? Amerika’nın en büyük şirketlerinden Enron’un iflasa nasıl adım adım sürüklendiğini izleyeceğiniz belgeselde,izleyeceğiniz CEO portrelerini, başka bir belgeselde kolay kolay göremeyebileceğinizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Şirkette çalışan 20.000 insanın hayatı ve geleceğinin yavaş yavaş nasıl kül olduğunu, Amerika’da elektrik alım-satımı ile alakalı yasaların nasıl değiştiğini izleyebilirsiniz. Hikayenin mimarları Ken Lay, Jeff Skilling, Lou Pai ve Andy Fastow’un açıklamalarını da dikkatle dinlemenizi öneriyoruz. IMDb puanı 7.7 olan belgeseli özellikle finans konusunda meraklı olan izleyici soluksuz izleyecektir. 

 

10- ASHES AND SNOW

Belgesel dediğin seyredende iz bırakmalı!

Hayatın stresinden, günün dramasından uzaklaşmak ve belki de hayatınızın boyunca hiç göremeyeceğiniz güzellikleri mi görmek istiyorsunuz? Gregory Colbert’in eserlerini sergilediği proje, her karesinde doğaya bir kez daha hayranlık duyacağımız bir belgesele dönüştü. Laurence Fishburne’un İngilizce, Jeanne Moreau’un Fransızca, Ken Watanabe’nin Japonca seslendirmesini yaptığı belgesel loş bir ortamda ve gecenin sessizliğinde izlenince aklınızdan çıkmayacak karelerle birleşiyor. IMDb puanı 8.4 olan Asher and Snow, belgesel seven herkes tarafından mutlaka izlenmeli… Doğanın bize bahşettiği güzellikleri görmek ne de olsa herkesin hakkı!

 

  • Paylaş:
  • Mail olarak gönder
  • Whatsap'tan gönder
  • Twitter'dan Paylaş
  • Facebook ile Paylaş
  • Google+ ile Paylaş