Merhamet sözleşmesi

İsmail Kılıçarslan

>> Diğer Yazıları

  • 09.06.2016 / 03:10
Geçtiğimiz gün bir grup gazeteci arkadaşımızla birlikte Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez ile diyanet teşkilatının yurt dışındaki din hizmetleri müşavirlerinin çalışma toplantısını bahane ederek bir araya geldik.

Bu yılki toplantının ana teması 'Kitlesel göç hareketleri ve küresel din hizmetleri' başlığını taşıyordu.

80'i aşkın ülkede, 120'yi aşkın 'din hizmetleri temsilciliği' bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu alanda kısa sürede nereden nereye geldiğini görmek doğrusu beni çok sevindirdi. Bugün Türkiye'nin Uganda'dan Hollanda'ya, Kenya'dan Kırgızistan'a değin din hizmetleri konusunda temsilciliklerinin bulunuyor olmasını bilmek çok güzel. Üstelik doğru koordine olmayı ve alanda çalışmayı çok iyi öğrenmiş durumda diyanet yurt dışı teşkilatı. Tanzanya'daki bir çadır mescidin ihyasını da, Moğolistan'dan Türkiye'deki çok uluslu imam hatip liselerine öğrenci gönderilmesini de, Japonya'daki Müslüman sivil toplum kuruluşlarıyla proje ortaklığı geliştirmeyi de… Kısaca ele aldığı her meseleyi hızla ve aynı ciddiyetle sonuçlandırmaya çalışan bir yapıdan söz ediyoruz.

Teşbihte hata aranmasın ama 2000'li yılların başında 30'u geçmeyen, sadece soydaşlarımızla sınırlı 'yurt dışı din hizmetleri' konusunda bugün gelinen parlak noktayı şu atasözü ile izah edebiliriz: 'At sahibine göre kişner.'

Bence Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez'in iki çok önemli başarısı var. İlki, bir din adamı olarak Türkiye'nin dünyadaki hedeflerini, ne yapmak istediğini, neyi amaçladığını çok iyi anlamış ve bunu şahane bir vizyona dönüştürmüş olması. İkincisi ise, Hoca'nın iletişim becerisi konusundaki muazzam başarısı.

Kurulduğu ilk yıldan beri başına gelmedik şey kalmamış, Ersin Çelik'in ifadesi ile 'acılarla dolu makus bir tarih'i olan bu devasa teşkilat, Görmez hocanın yönetiminde parıldıyor. (Bu arada bu haftanın Gerçek Hayat'ına diyanetin bu makus tarihini yazdı Ersin Çelik. Arşiv meraklıları kaçırmasın derim.)

Şu vizyon meselesi önemli. Görmez hoca, basın mensuplarıyla buluşmasında tam da 'işte aradığımız vizyon bu' diyeceğimiz bir öneri yaptı bütün insanlığa: 'Merhamet sözleşmesi.'

Hocanın dile getirdiği 'niçin bizim Mekke'den, Kudüs'ten, İstanbul'dan dünyaya yayılacak, bağlayıcı, üzerinde bütün Müslümanların anlaşacağı bir 'merhamet sözleşme'miz olmasın?' sorusunu çok, hem de pek çok önemsedim.

Düşünsenize bir. Dünyadaki tüm Müslüman ülke ve toplulukların, tıpkı Cenevre Sözleşmesi gibi, kendilerini bağladıkları bir sözleşmeden söz ediyoruz.

Mesela şöyle bir madde olsun mu bu sözleşmede: 'İki Müslüman topluluk birbirleriyle savaşırken üçüncü bir Müslüman topluluk gerekçesi ne olursa olsun bu savaşın tarafı olamaz. İki Müslüman topluluk birbiriyle savaşırken diğer Müslüman toplulukların vazifesi merhametli bir barışı temin etmekten başkası olamaz.'

Ya da şöyle bir madde: 'Savaş ya da doğal afet sebebiyle yurtlarından ayrılmak zorunda kalmış Müslüman muhacirlerin yeni evi dünyadaki herhangi bir İslam ülkesidir. Mültecilere kucak açan bir İslam ülkesi bu mültecileri kendi vatandaşlarından ayırmaksızın onları ağırlar ve gerekli hizmeti verir. Diğer Müslüman ülkeler, mültecilerin rahat etmesi için seferber olurlar.'

Ya da şöyle: 'Müslüman ülke ve toplulukların birbirleri arasında geliştirecekleri her türlü ilişkide anahtar kavram 'merhamet' olacaktır. Müslümanlar birbirlerine merhamet, dünyanın geri kalanına ise adalet borçludurlar.'

Ya da şöyle: 'Kelime-i tevhid ve kelime-i şahadet cümleleri ile Müslüman olduklarına şahitlik ettiğimiz hiçbir topluluk, bir diğer topluluğu tekfir edemez.'

Bir merhamet sözleşmesi… Müslümanların birbirleriyle ve dünyanın geri kalanıyla ilişkilerini tanzim edecek bir mutabakat metni… Dünyaya 'biz buradayız ve iman bağından daha önemli bir bağ tanımıyoruz. Birbirimize bir elin parmakları mesabesindeyiz. Birlikte hareket ediyor, birlikte neşeleniyor, birlikte üzülüyor, Allah'ın arzının neresinde yaşadığımızdan bağımsız olarak tüm Müminler ile aramızdaki kardeşlik bağını tüm dünyaya ilan ediyoruz' deme cesareti gösterecek, bağlayıcı bir manifesto.

Kısacası Mehmet Görmez Hoca 'bir rüyam var' diyor. Keşke bu rüya dünyanın dört bir yanında görülen yeni rüyalarla birleşse… Keşke bu rüya, bütün ümmetin gördüğü en güzel rüyalardan biri olarak ulaşsa sonuca...

Ne dediniz? 'Reel-politik, dış baskılar, aramızdaki tartışma noktaları, tarihsel gerginlikler, siyasal hedefler, politik angajmanlar' mı dediniz? Hepsinin farkındayım ve tüm bunlara rağmen bu rüyanın peşine düşmekten söz ediyorum. Bizim büyük rüyamızın gördüreni, her türlü angajmandan da, her türlü güç odağından da daha güçlü ve büyüktür zira.

Ne diyordu Ken Parker: 'Rüyası olmayan adamdan kork yeğenim. Rüyasız adam, içi çatlamış kehribara benzer. Dıştan bir şey zannedersin, lakin içini açıp bakınca ondan değil tespih, ağızlık dahi olmayacağını derhal anlarsın.'
  • Paylaş:
  • Mail olarak gönder
  • Whatsap'tan gönder
  • Twitter'dan Paylaş
  • Facebook ile Paylaş
  • Google+ ile Paylaş