Halep harap oldu, şimdi sıra Musul’da mı?

Abdullah Muradoğlu

>> Diğer Yazıları

  • 20.10.2016 / 16:12
Halep gözlerimizin önünde harap oldu. O güzelim şehir tanınmaz hale geldi. Musul'u da böyle bir tehlike bekliyor. 13. yüzyıldaki Moğol istilasından bu yana bölgede bu kadar vahşeti, gaddarlığı, felaketi bir arada görmemiştik. Emperyalist güçler, muhteris diktatörler, savaş ağaları, mezhepçi fanatikler, petrol ve doğalgaz gibi kamusal kaynaklara konmak isteyen yerel bencil güçler elbirliğiyle bu güzide şehirlerimizi yaşanmaz hale getirdiler.

Amerikalıların, Fransızların, İngilizlerin ve sair yabancı güçlerin ne işi var Musul'da? Emperyalist güçlerin insanlık için hakiki bir çaba sarfettikleri nerede görülmüş? İngiltere, Fransa ve Rusya 1916'da “Sykes-Picot” gizli anlaşmasıyla Osmanlı topraklarını aralarında üleştiler. Oysa İngilizler aynı topraklar üzerinde Mekke Şerifi Hüseyin'e büyük bir “Arap İmparatorluğu” vaat etmişlerdi. Şerif Hüseyin gizli anlaşmayı öğrendiğinde her şey bitmişti. İhanetin bedeliyse yine ihanet olmuştu. Sykes-Picot anlaşmasında Musul Fransızlara taahhüt edilmişti. Ne ki İngilizler zengin petrol yatakları sebebiyle Musul'u kendilerine ayırdılar. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti'yle ateşkes imzalanmasına rağmen İngilizler Musul'u ele geçirmek üzere hızlıca harekete geçtiler. Musul'daki Osmanlı kuvvetlerine kumanda eden Ali İhsan Paşa güneyden Musul'a ilerleyen İngiliz kuvvetlerine ateşkes hükümlerini hatırlatarak geri çekilmelerini istedi. İngilizlerse “ateşkesten haberimiz yok” diyerek ilerlemeye devam ettiler.

Mondros Ateşkes sözleşmesi”nin 7. maddesine göre İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir yeri işgal edebileceklerdi. Musul'daysa böyle bir durum sözkonusu değildi. İngilizler bunun da bir yolunu buldular. Bazı yerel aşiretleri teşvik ve tahrik ederek Musul yakınlarındaki köyleri yağmalattırarak sunî bir asayiş sorunu meydana getirdiler. Bu bahaneyle de Musul'u muhasara altına aldılar.

İhsan Paşa askerlerini kent içinde göğüs göğüse çarpışmalara hazırladı. Osmanlı askerleri kentin girişlerinde adeta etten duvar oluşturdu. Ne ki İstanbul'dan gelen emirle İhsan Paşa şehri İngilizlere teslim etmek durumunda kaldı. Musul halkı işgalcileri hiçbir zaman kabul etmedi. 1920'de Irak'ta İngiliz işgalcilere karşı geniş çaplı bir ayaklanma gerçekleşti. Türkiye “Misak-ı Milli” hudutları içinde yer alan Musul'u terketmemek için açık-gizli birçok girişimde bulundu. Sonuçta Türkiye Musul'u 1926'da yapılan anlaşmayla Irak'a bırakmayı kabul etti. 90 yıl sonra Musul yine hedefte. Emperyalist güçler yine devredeler ve yine yerel güçleri kullanarak kirli amaçlarını gerçekleştiriyorlar.

Irak'ın kaynakları Şii'siyle Sünni'siyle, Arab'ıyla Kürd'üyle Iraklıların insanca yaşamasına fazlasıyla yeter tabii ama bu zenginlikleri adil şekilde paylaşmak istemeyen idraksizler yüzünden ülkede kan gövdeyi götürüyor. Bu bölgede öyle bir yıkım meydana geldi ki hem telâfisi uzun yıllar alacak ve hem de ülke kaynaklarını eritecek. Öte yandan bu kirli savaştan galip çıkacağını düşünen yerel güç odakları nihayetinde biribirinden esirgedikleri zenginlikleri uluslararası silah tüccarlarına peşkeş çekecekler. Petrol zengini ülkelerin askeri harcamalarına bir bakın. Milyar milyar dolarlar silaha gidiyor. Müslümanın müslümandan korunması için ne emperyalist güçlere, ne de onların ürettiği silahlara ihtiyaç yok. Bölge ülkelerinin biribirine güvenmeye, biribirimize dayanmaya ihtiyaçları var. Bu yüzden bölgenin manevi dinamikleri çerçevesinde büyük bir barışa, sözleşmeye, uzlaşmaya yol aramak gerekiyor.
  • Paylaş:
  • Mail olarak gönder
  • Whatsap'tan gönder
  • Twitter'dan Paylaş
  • Facebook ile Paylaş
  • Google+ ile Paylaş